büyük isyanlar üzerine burada bir hikaye var

(gördünüz di mi?)

“Kadınlar piçlerle tanışırlar.Sorumsuzluklarına ve hayatın işlevsel alanlarının dışındaki uzmanlıklarına hayran kalırlar.Geçmişin, geleceğin, hatıraların ve ideallerin konuşulmadığı masalarda uzun uzun tarif edilerek hazırlatılan kokteyller içerler.Bir sonraki iş gününde erişilmesi gereken verimlilik kotaları olmadığı için uzun uzun sevişilen yataklarda uyurlar.Ve sabah, kadınlar piçlere aşık uyanırlar.”

— Hakan Günday (via hynah)

“Balon gibi şişmiş beklentileriniz için iğne dağıtılır!”

“Kimse öldüremez zamanı, kimse yapamayacak bunu; biz bile. Sen olduğun sürece…” diyorum ona rüyamda ama o cevap vermiyor. “Sen olduğun sürece, diyorum, nerede olursan ol, ya da ben oldukça” diye üsteliyorum. En sonunda “Artık çok geç olduğunu ve artık uyanmam gerektiğinden,” bahsediyor.

Uyanıyorum.

Tıraş olmam gerektiğini düşünüyorum. Giyinmem gerektiğini düşünüyorum. Gerektiğini düşünüyorum…

Ama yataktan çıkmak istemiyorum. İçimde kirli sular yağmur olmuş, yağıyor.

“Yalan söylemedim, hayır, sadece kendi kurgumu yarattım.”

“Bugün gökyüzünden kediler yağdı, sadece sen göremedin. sadece sen.”

eski mevzu: ayrılış

Selda bana bakmıyor. “Ne zaman?” diyor yere bakarak.

“Ne ne zaman?” diye soruyorum.

Selda açıklamadan önce iç çekiyor. Yekta’yla siste karşılaştığım gece. Birlikte şarap şişeleri devirdiğimiz gece. Zir zurna sarhoş olduğum ve bundan uzun zamandır zevk aldığım gece. Yavaşça kendimden geçerken Yekta’nın çekmecelerimi karıştırdığını gördüğüm gece. Ona bir tarih veriyorum.

“Adı neydi Hakan?”

“Ne?” Düşüncelere dalmışım. Selda’dan çok uzaklaştığımı fark ediyorum.

“Kızın adı neydi Hakan?” diye soruyor tekrar.

“Yekta’ydı.” iç geçiriyorum. “Neden soruyorsun ki Selda?”

“Adı…” Selda’nın sesi boğuklaşıyor. Duraksıyor, boğazını temizliyor ve cümlesini bitiriyor. Bir soyadı söylüyor ve doğru insandan bahsettiğimden emin oluyor, korkuyla titreyerek. Kararsızca yatağa girdikten sonra, Selda birden elini bana uzaktıp başımı kendisine çeviriyor. Gördüğüm ifade gerilememe yol açıyor. Selda yataktan kalkıp banyoya koşuyor ve kapıyı çarparak kapatıyor. Sonra çığlıklarını havluyla bastıran birinin sesleri geliyor. Yatak artık boş olduğu için tavana bakıyorum. Karanlıkta, ekrandaki Lana Del Rey klibinin yanıp sönen ışıklarına bakıyorum. Sesi açınca, banyodan gelen sesleri duymaz oluyorum.

İşte bu, yeni evin yeni demirbaşı: Çalı.

İşte bu, yeni evin yeni demirbaşı: Çalı.

Erdemir Demir Çelik, Ereğli

Erdemir Demir Çelik, Ereğli

planlar üzerine

Koltuktan kalkıp banyoya gidiyorum, banyoda Selda kremlerini çantasına dolduruyor. Lavabonun üstünde gördüğüm el aynasının artık orada olmadığını fark ediyorum. Bir parfüm şişesinin yanında olması gereken pembe ve uzun DKYN parfüm de eksik, hayal görmüyorum.

“Ne?” diyor, birden bana dönerek. “N’apıyorsun?”

“Hiç…” Hüzünle gülümsüyorum. “Senin yanından ayrılamıyorum.”

“Senin yanından ayrılamadığın tek şey bilgisayarın.”

“Olabilir…” Duraksıyorum. “Belki benden çok şey beklemesen, bu kadar… kırılmazdın,” diye söyleniyorum sonunda, sonra aynadaki aksine bakarak, “Ağlama,” diyorum.

“Ağlamıyorum ki,” diyor, şaşırarak. “Esniyorum.”

Düşünceli bir halde dışarı çıkarken, granit kaplı kaldırımda durup arkama dönüyorum, apartmanın bozuk kapısı güm diye kapanıyor, kafamda korkunç sahneler beliriyor, Selda’yı aynı anda binlerce yerde hayal ediyorum, ama hepsinde başka birisiyle, öpüşürken, bir sinir harbi yükseliyor, apartmana geri girmeye çalışıyorum ancak anahtarımı evde unuttuğumu fark ediyorum, zili çalıyorum ama kimse açmıyor.

Bu sırada birileri beni tutuyor, “Hayır, bu planlarda yoktu,” diye haykırıyorum, yere yığılana dek, biri beni kaldırıp kaldırma yaslıyor. Hala bağırıp duruyorum: “Anlamıyorsunuz!” birden yazar diz çöküyor, diğerlerine beni bırakmamı söylüyor, bana “Her şey yolunda, sakin ol,” diyor.

Öyle şiddetli titriyorum ki, yazar benimle konuşabilmek için başımı iki eliye tutup kendisine baktırtmak zorunda kalıyor.

“Gerçekten onu bu kadar seviyor musun?” diye soruyor olup biteni kısaca çözmek istercesine. Öyle şiddetli titriyorum ki, yanıt veremiyorum.

“Gerçekten onu bu kadar seviyor musun?” diye soruyor tekrar. “Karakterinin yapabileceği bir şey mi bu?”

O kadar hızlı soluyorum ki nefesim bir türlü düzene girmiyor. İnsanlar yavaşça etrafımdan uzaklaşmaya başlıyor.

Sanki aradan saatler geçiyor, sonunda ayağa kalkıyorum, Selda’nın dairesine dönme arzum kayboluyor. İnşaat ve trafik gürültüsü yükseliyor, gözlerimi yukarıya Selda’nın sarkıp bana baktığı pencereye doğrultuyorum, herşey bulanık gözüküyor, sadece kızıl saçlarını ve beyaz tenini seçebiliyorum ama herşeyin birazdan netleşmese bile daha planlanabilir hale geleceğinden eminim.